Rubailer

BİRİNCİ BÖLÜM 



Bir gerçek âlemdi gördüğün ey Celâleddin, heyûlâ filân değil, 
uçsuz bucaksız ve yaratılmadı, ressamı illetî-ûlâ filân değil. 
Ve senin kızgın etinden kalan rubailerin en muhteşemi : 
"Suret hemi zıllest..." filân diye başlayan değil... 



Ruhum ne ondan önce vardı, ne ondan ayrı bir sırrın kemâlidir, 
ruhum onun, o dışımdaki âlemin bende akseden hayâlidir. 
Ve aslından en uzak ve aslına en yakın hayâl 
bana ışığı vuran yârimin cemâlidir... 



Sevgilimin hayâli dile geldi aynanın üzerinde : 
"- O yok, ben varım," - dedi bana günün birinde. 
Vurdum, düştü parçalandı ayna, kayboldu hayâl 
ve lâkin çok şükür sevgilim duruyor yerli yerinde... 



Muşambanın üstüne resmini bir kerecik çizdim ama 
günde bin kere resmin çıktı bende tepemden tırnağıma, 
fakat ne tuhaf şey hayâlin onda daha çok kalacak 
benden uzun ömürlüdür muşamba... 



Sarılıp yatmak mümkün değil bende senden kalan hayâle. 
Halbuki sen orda, şehrimde gerçekten varsın etinle kemiğinle 
ve balından mahrum edildiğim kırmızı ağzın, kocaman gözlerin gerçekten var 
ve âsi bir su gibi teslim oluşun ve beyazlığın ki dokunamıyorum bile... 



Öptü beni : "- Bunlar, kâinat gibi gerçek dudaklardır," - dedi. 
"Bu ıtır senin icâdın değil, saçlarımdan uçan bahardır," - dedi. 
"İster gökyüzünde seyret, ister gözlerimde : 
"körler onları görmese de, yıldızlar vardır," - dedi... 



Bu bahçe, bu nemli toprak, bu yasemin kokusu, bu mehtaplı gece 
pırıldamakta devâmedecek ben basıp gidince de, 
çünkü o ben gelmeden, ben geldikten sonra da bana bağlı olmadan vardı 
ve bende bu aslın sureti çıktı sadece... 



"- Paydos..." - diyecek bize bir gün tabiat anamız, - 
"gülmek, ağlamak bitti çocuğum..." 
Ve tekrar uçsuz bucaksız başlayacak : 
görmeyen, konuşmayan, düşünmeyen hayat... 



Ayrılık yaklaşıyor her gün biraz daha, 
güzelim dünya elvedâ, 
ve merhaba 
k â i n a t . . . 

10 

Balla dolu petek 
yani gözlerin güneşle dolu... 
Gözlerin, sevgilim, gözlerin toprak olacak yarın, 
bal başka petekleri doldurmakta devâmedecek... 

11 

Ne nurdan 
ne çamurdan, 
sevgilim, kedisi ve kedinin boynundaki boncuk 
yuğrumlarındaki farkla hepsi aynı hamurdan... 

12 

Lahana, otomobil, veba mikrobu ve yıldız 
hep hısım akrabayız. 
Ve ey güneş gözlü sevgilim, "Cotigo, ergo sum"1 değil 
bu haşmetli ailede varız da düşünebilmekteyiz... 

Düşünüyorum, demek ki varım. 

13 

Aramızda sadece bir derece farkı var, 
işte böyle kanaryam, 
sen kanatları olan, düşünemeyen kuşsun, 
ben elleri olan, düşünebilen adam... 

İKİNCİ BÖLÜM 



"- Şarapla doldur tasını, tasın toprakla dolmadan," - dedi Hayyam. 
Baktı ona gül bahçesinin yanından geçen uzun burunlu, yırtık pabuçlu adam : 
"- Ben, bu nimetleri yıldızlarından çok olan dünyada açım," - dedi, 
"şaraba değil, ekmek almaya bile yetmiyor param..." 



Ölümü, ömrün kısalığını tatlı bir kederle düşünerek 
şarap içmek lâle bahçesinde, ayın altında... 
Bu tatlı keder doğduk doğalı nasibolmadı bize : 
bir kenar mahallede, simsiyah bir evde, zemin katında... 



Ömür gelip geçiyor, vakti ganimet bil uyanılmaz uykulara varmadan : 
yâkut şarabı billûr kadehe doldur, seher vaktidir ey delikanlı uyan... 
Perdesiz, buz gibi odasında uyandı delikanlı, 
gecikmeyi affetmeyen fabrikanın canavar düdüğüydü uğuldayan... 



Geçmiş günün hasretini çekmem 
- yalnız bir yaz gecesi bir yana - 
ve gözümün son mavi pırıltısı bile 
gelecek günün müjdesini verecek sana... 



Ben, bir insan, 
ben, Türk şairi komünist Nâzım Hikmet ben, 
tepeden tırnağa iman, 
tepeden tırnağa kavga, hasret ve ümitten ibâret ben... 



Ben, spiker, konuştum, 
sesim bir tohum gibi ağır ve çıplak : 
- Kalbimin saat ayarını veriyorum, 
gonga tam şafak vakti vurulacak. 

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM 



İnsan 
ya hayrandır sana, ya düşman. 
Ya hiç yokmuşsun gibi unutulursun 
ya bir dakka bile çıkmazsın akıldan... 



Çürüksüz ve cam gibi berrak bir kış günü 
sımsıkı etini dişlemek sıhhatli, beyaz bir elmanın. 
Ey benim sevgilim, karlı bir çam ormanında nefes almanın 
bahtiyarlığına benzer seni sevmek... 



Kim bilir belki bu kadar sevmezdik birbirimizi 
uzaktan seyredemeseydik ruhunu birbirimizin. 
Kim bilir felek ayırmasaydı bizi birbirimizden 
belki bu kadar yakın olmazdık birbirimize... 



Gün iyiden iyiye ışıdı artık, 
tortusu dibe çöken bir su gibi duruldu, berraklaştı ortalık. 
Sevgilim, sanki seninle yüz yüze geldim birdenbire : 
aydınlık, alabildiğine aydınlık...