Gazete Fotoğrafları Üstüne


Kara Yara 

Birinci sayfada yatıyor iki sütun üstüne 
                                                    iki çıplak yavrucuk, 
birinci sayfada iki sütun üstüne 
                                                    bir avuç kemik deri. 
Delinmiş patlamış etleri. 
Biri Diyarbakırlı, Erganili biri. 
Kolları bacakları kargacık burgacık, 
kafaları kocaman, 
ağızları korkunç bir haykırışla açık, 
birinci sayfada taşla ezilmiş iki kurbağacık. 
İki kurbağacık 
kara yaralı iki yavrum benim. 
Yılda kim bilir kaç bininiz 
acı suya bile doymadan gelip gidiyor... 
Ve müsteşar bey : 
(Kara Yaraya tutulası) 
"Endişeye mahal yok," diyor. 

3 Ağustos 1959 


Emniyet Müdürü 

Güneş bir yara gibi açılmış gökte 
                                                    akıyor kanı. 
Uçak alanı. 
Karşılayıcılar, eller göbekte : 
coplar, cipler, 
hapisane duvarları, karakollar 
ve darağaçlarında sallanan ipler 
ve siviller göze görünmez 
ve bir çocuk işkenceye dayanamadı 
                                    attı kendini Emniyet'te üçüncü kattan. 
Ve işte Emniyet Müdürü bey 
                                    uçaktan iniyorlar 
                Amerika'dan dönüyorlar 
                                    mesleki tetkikattan. 

İncelediler uyku uyutmamak usullerini 
ve memnun kaldılar pek 
hayalara bağlanan elektrottan 
ve bizdeki tabutlukların üstüne bir de konferans vererek 
açıkladılar faydalarını 
koltuk altlarına kaynar yumurta koymanın, 
boyun derisini kibritle ince ince yakıp soymanın. 

Emniyet Müdürü bey uçaktan iniyorlar 
Amerika'dan dönüyorlar 
ve coplar cipler 
ve darağaçlarında sallanan ipler 
üstat döndü diye seviniyorlar. 

1959 


Adnan Bey 

Türküler söylendikçe Türk diliyle 
Seni seviyorum gülüm, dendikçe Türk diliyle 
Türk diliyle gülünüp 
Türk diliyle ağıtlar yakıldıkça, Adnan Bey, 
                    ben anılacağım, 
                    anılacak Türk diliyle size sövüşüm. 
Tarlalarımıza girmiş değil sizin gibisi yaban domuzunun. 
Şehrimiz görmüş değil yangının sizden kanlısını. 
Bir adınız var, Adnan Bey, adımıza benzeyen. 
Dilimiz kuruyor dilimizi konuştuğunuz için. 
Bitten, açlıktan, sıtmadan betersiniz. 
Yüz Türkiye olsa 
                elinizden de gelse 
                        yüzünü de zincire vurur 
                                        yüz kere satarsınız. 
Milletimin en talihsiz gecesi 
                        ana rahmine düştüğünüz gecedir. 

1959 


Ahmet Emin Yalman 

Selanikli Osman Efendi 
keskin muhasebecilerdendi 
ama o da yanıldı ömründe bir kere 
yanlış bir tohum atıp rahm-i madere. 
Bu tohum dünyaya çıkıp insan biçimini aldıysa da, 
boyu bir karış kaldıysa da, 
öyle haltlar yedi, öyle işler karıştırdı ki 
sövdüler kabrinde bile babası Osman Efendiye. 
Osman Efendi, Ahmet Emin adını takmıştı tohumuna, 
Ahmet Emin, Yalman'lığı kattı buna 
ve Ahmet Emin Yalman 
önce Alaman oldu sonra Amerikan. 
Ona göre her devirde, her zaman 
satılacak bir gazeteydi "Vatan" 
ve hazret sattı vatanı. 
Hapse atacaklarmış Ahmet Emin Yalman'ı 
Amerikana yaranmaktaki rekabet yüzünden. 
Hapisteki hırsızlara acıyorum ben, 
ahlâkları bozulacak 
Emin Beyle aynı damda yaşayarak... 

1959 


Refik Koraltan 

"Tekstilde umutsuz durum. 
Bir işsiz kezzap içti. 
Bir milyon çocuk okuldan mahrum. 
Kara yara Mardin'e geçti. 
Grev yapan işçiler yakalandı. 
Köylü, çiftliklerinin ekinini yakıyor..." 
Bir gazete sayfasında 
            başlıkların arasından bakıyor başkan 
                                                            başkan Refik Bey, 
                                                                    bel bel bakıyor. 
Büyük Millet Meclisi'nin sahibi 
gösteriyor suratını milletime 
bilmem neyini gösteren bir deli gibi. 

Biliyoruz, 
odur küçük dağları 
ve dağların doğurduğu fareleri yaratan 
ve Debreli Hasan gibi martini atan. 

Biliyoruz, 
tutmuş elinden Amerikan : 
Yürü ya Refik kulum, demiş 
ve Refik Bey yürümüş, 
göbeği kendinden bir karış önde, 
diz kapaklarına kadar kana batarak, 
millî şerefimizin kemikleri üstünde. 
Biliyoruz, biliyoruz, 
bu vatanın anasını ağlatan 
bir İsmet, bir Adnan, bir de Koraltan. 

1959 


Korku 

Korkuyor Adnan Menderes 
ölülerden korkuyor. 
Kore dağlarından geliyor kimi 
apaçık gözleri dumanlı 
kaytan bıyıkları kanlı 
yaşları yirmi. 

Korkuyor Adnan Menderes 
ölülerden korkuyor 
hele çocuk ölülerinden. 
Karınları davul gibi, boyunları çöpten ince, 
kırıyorlar Adnan Bey'in mutfak camlarını 
her gece mezarlarından çıkınca... 

Korkuyor Adnan Menderes 
dirilerden korkuyor 
hele çarıklılardan 
hele kasketlilerden. 
Kasketliler hayını bağışlamayı bilmez. 

Korkuyor Adnan Menderes 
kocaman yanakları 
sarkıyor yağlı, sarı. 
Korkuyor Adnan Menderes 
üç saata indi uykusu. 
Korkuyor Adnan Menderes 
hiçbir korkuya benzemez 
halkını satanın korkusu.